• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • RestoraTÜRK

  • RestoraTÜRK

Copyright 2018 - Custom text here

LONDRA İZLENİMLERİM / Hatice SELVA

LONDRA  İZLENİMLERİM

Hatice SELVA

Londra yatay bir şehir. İstanbul'la mukayese edecek olursak, İstanbul'un yedi tepesi ve koca binalarıyla dikey bir şehir olduğunu düşünürüz. Orada gezerken ise devletin, kendi değerlerini(!) ve halkını önemseyen bir devlet olduğu bariz dikkat çekicidir. En kenar mahallelerden tutun şehrin en merkezine kadar bir istikrar hakimdir. Bazı binalar çok eskiden yapılmış olmasına rağmen insana sağlamlık hissi vermekte. Yeni yapılan binalar ise şehrin dokusunu, estetiğini bozmadan, tarzı tek tip olmasa da geçmişle uyumlu, ahengi bozmadan, kaliteye dikkat edilerek yapılıyor. Buna rağmen gezdiğiniz yerlerde birşeylerin eksikliğini hissedersiniz yine de: Şehir ruhsuz gibi...

Aksine bizim mahallelerimizden ise hayat fışkırır sanki. Onlarda Yaşanmışlık var. Küçüklü büyüklü  evlerimize annenin (dişi kuşun) ruhu yansımıştır. Yuvasını ilmek ilmek dokumuştur sabrıyla, sevgisiyle, emeğiyle. Orada hissedemezsiniz bunu. Pansiyon misali yatılıp kalkılan evlerde aile olmanın getirdiği yaşanmışlık yok derecesine az.

Bolca müze var şehirde. Her biri kendi kategorisinde çok zengin ve donanımlı. Hakkıyla gezmek istediğinizde bitirmek çok zor. Bir resim müzesini gezerken, çok eski tarihlerde yapılmış olan resimlerin bu güne kadar korunabilmiş olmasına, resmi yapan sanatçıların yeteneklerine şaşırır, ve bu sanatçıların yaşadıkları toplumun kültürüne, tarihine yabancı olmadıklarını düşünürsünüz. Tarihi resmetmişler adeta. Hz. İsanın hayat hikayesi en ince detaylara kadar resimlere nakşedilmiş. Öyle ki resmin tek başına yeterli olduğunu, hayatta söz ve yazı olmadan da bir şeyler anlatılabileceğini düşünürsünüz. Yüzyıllar öncesinde yaşamış toplumların giyim tarzı, yaşam biçimi, tarihi ve kültürü hakkında ipuçları veriyor bu resimler. Çağlar öncesi teknolojiyi, malzemeyi, kabiliyetleri düşünürken bu günle mukayese ediyorsunuz ister istemez.

British Museum’u gezerken mısır mumyalarının, lahitlerinin çeşitliliği şaşırtır sizi. Bir tek Piramitleri taşıyamadıkları için sergileyememişler diye düşünürsünüz bir an. Oysa, başta Mısır olmak üzere diğer ülkeler -Türkiye dahil- kendi değerlerini koruyamamışlar mı, önemsememişler mi? Düşündürücü...

Müzeler kuyruklar halinde daima ziyaretçilerle dolu. Okulların gurup halinde her yaşta çocukları getirip gezdirirken detaylı bir şekilde bilgilendirmeleri, çocukları önemsemeleri dikkat çekici. Sıkmadan eğitmeyi, bilgileri zihinlere nakşetmeyi iyi biliyorlar. Mesela bir resim müzesinde resimlerin küçük kartpostal şeklinde basılmış olanlarından birini 4-5 kişilik guruplar halindeki çocuklara verilip müze içinde orjinallerini bulmaları isteniyor öğretmenleri gözetiminde. Çocuklar bu vesileyle ellerindeki resmi bulmak için bütün resimleri inceliyorlar. Resmi bulduklarında o resimle alakalı detaylı bilgiler (tarihi, ressamı, felsefesi vs.) görevli kişiler tarafından anlatılıyor. Bazen hazırlanmış bir haritayla çocuklar define avcıları gibi, müzenin labirentvari koridorlarında istenilen hedeflere ulaştırılıyor.

Şehrin her bölgesinde çok büyük yeşil alanlar -değer atfedildiğinden dolayı- hep korunaklı. Yıllar geçse de Londranın fiziki haritasında çok ciddi bir değişiklik göremezsiniz.

Her park kendi bünyesinde yıllardır tarihe tanıklık etmiş ağaçlarla donanımlı. Büyük parklarda veya yerleşim bölgelerinde çocuklara ayrılan bölümlerde hep aynı materyaller kullanılmamış. Her birinde ayrı ayrı ya fiziksel güç ya beceri veya zeka gerektiren oyun aletleri var. Her semtte geniş çim alanları, bisiklet parkurları yapılmış ve ağaçlandırılmış sevimli parklar var.

Orada okula giden çocuklar için bizdeki gibi servis araçları yok. Çocuklar okula aileden bir büyüğüyle gitmek zorunda. Bir kolunda diğer bebeği öbür elinde çocuğunu okula götüren anneler görürsünüz okul yolunda. Sebebi ise çocukların büyükleriyle daha fazla vakit geçirmesiymiş.

Okullardaki eğitim sistemi de oldukça istikrarlı. Geçmişten gelen oturmuş bir eğitim-öğretim sistemi hakim. Bu kadar doğru gözüken ilgi, sevgi ve bilinçle yetiştirilen çocukların arasından nasıl oluyor da ileri yaşlarda ruhsuz, acımasız dünyayı kana boğan liderler çıkıveriyor? Düşündürücü... Hümanist bir zihniyetle yetiştirilen bu insanlara Allah sevgisi, ahiret bilinci verilmediğinden olsa gerek.

Bazı ülkeleri sömürge altına alıp huzuru, emniyeti yok ederek, yaşam haklarını ellerinden alarak, ülkeleri zayıflatarak göçe zorlamak ve kendi ülke halkına hayatı cennet misali yaşatıp malum bölgeleri cehenneme çevirmek... Bu arada ikametlerine lütfen izin verdikleri -çünkü sıkı bir denetimden sonra kabul edilirler- yabancıların beden veya beyin gücünden oldukça iyi faydalanırlar. Ve bu halkları zaman içinde asimile etmek de diğer bir hedef.

Evet size sunulan, kendilerinin çizdiği ve yaşadığı çok güzel bir resim var. Lakin resmin arkasındaki vahşeti, kanı, hıyaneti, sinsiliği görebilecek gözler çok az.

Ağaç değerli, zarar veremezsiniz; hayvan değerli, zarar veremezsiniz. Toprak değerli ama kendilerinki. İnsan değerli ama kendilerininki. Öteki dünya çocukları açmış susuzmuş önemli değil. Kendi çocukları bombayı ya filmlerde görür, ya da kitaplarda okur. Bir kurgudur onlar için bomba. Ama öteki dünya çocukları bomba altında inlemişler yahut sakat kalmışlar önemli değil. Çünkü onlar öteki.

Ama biz gene de batının medeniyetine(!) hayran olalım hala...

f t g m