kombi servisimedyum
demirdokum demirdokum servis bosch servis bosch servisi vaillant servis susler servis auer servis ariston servis protherm servis ferroli servis
 

RestoraTÜRK

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür




Paylaş      

Anasayfa Sanat Resim ve Heykel Çağdaş Sanat Akımları ve Örnekler

Çağdaş Sanat Akımları ve Örnekler

ÇAĞDAŞ SANAT AKIMLARI VE ÖRNEKLER

EMPRESYONİZM “İzlenimcilik” olarak da bilinir. 19. yy.ın ikinci yarısında FRANSA’da 1877’ de Paris’te doğmuştur. Resim tarihindeki sürekli yeniliklerin hareket noktası sayılır. Empresyonizme göre, açık havada bulunan eşyaların renk görünümleri günün her saatinde değişir. Örneğin, ağaçların yeşil rengi öğle üzeri daha parlak, daha canlı görüldüğü halde, akşama doğru koyu renkte ve donuk görünür. Bu akımın kurucuları, atölye çalışmalarından çok, açık havada çalışmaya önem vermişlerdir. Çünkü aradıkları canlı ve temiz renkleri, gün ışığının parlaklığında bulmuşlar, koyu ve karanlık renklere resimlerinde yer vermemişlerdir. Renk, ya olduğu gibi ya da değerini düşürmeyen başka bir renkle karıştırılmıştır. Işıklar sarı, turuncu, kırmızı tonlarında aranmış, gölgelerde, bunların zıtları olan mavi, mor ve yeşille boyanmıştır. Empresyonizmin kurucusu Edouard Manet' dir.

Temsilcileri
Edouard Manet, Claude Monet, Camille Pissarro, Georges Seurat, Paul Signac, Vincent Van Gogh, Paul Gaugin, Paul Cezanne, Edgar Degas, Henri De Toulosue-Lautrec, Pıerre-August Renoir’dir.

EKSPERSYONİZM (Dışavurumculuk): Ekspresyonizm bir hayat anlayışı, bir dünya görüşüdür. Fakat bu görüşte önemli olan kişinin ruhsal durumudur. Doğa ikinci planda kalır. Bu akımın sanatçıları, kendilerini boğan, ezen ızdırapları sanatlarına sokmuşlar, haksızlıklara karşı olan isyanlarını, yeni bir renk ve biçim görüşüyle anlatmak istemişlerdir. Yapıtlarında kadın vücutlarını çekinmeden çirkinleştiriyorlar; insan yüzlerini korkunç, iğrenç ifadeli karnaval maskeleri halinde yapıyorlardı. Çizgileri kaprisli, kullandıkları renkler ise fovist ressamlarınki gibi cesaretlidir.

Temsilcileri: Van Gogh,Edouard Munch, Kırchner, Nolde, Rouault, Modigliani, M.Beckmann O.Kokoshka’dır.

Norveç asıllı olan Edouard Munch bağımsız dışa vurumculardandır. Resimlerinde ölüm değişmez bir konudur. Munch (1863-1944) resimlerinde, gizemli güçlerle dolu doğa görünümleri, karanlık etkilerle dolu yoğrulmuş insanlar, korku, nefret, kıskançlık, yalnızlık ve ölüm gibi konuları işlemiştir. Ruhsal durumları saptamaya içten bir eğilim göstermiştir. Dışa vurumcu biçimlemeyi ağaç baskılarıyla da başarmıştır.

YIRTICILIK (FOVİZM) (1898-1908)

20. yy. nın modern resim akımlarından biridir. Bir grup genç Fransız sanatçılarının 1905’te Paris’te açtıkları bir sergiyle doğmuştur. Bunların çarpıcı ve hırçın çalışmalarına bakılarak verilen “fovlar (vahşiler)” adı, akımın adı haline gelmiştir. Akımın temel özelliğini, saf ve parlak renkli boyaların doğrudan tüpten çıktığı gibi resim yüzeyine uygulanmasıyla yaratılan patlama duygusu oluşturur. Fovist ressamlar da, İzlenimciler gibi, doğrudan doğayı betimlemişlerdir, ama onların yapıtlarında yoğun bir dışa vurumcu tepki izlenir. Fovistlerin önderi Henri Matisse’dir.

Temsilcileri
Henri Matisse, André Derain, Maruice De Vlaminck ve Raoul Duffy‘dir.

Yeşil Çizgi diye bilinen Madame Matisse’nin portresi sert bir yapıttır. Matisse güzel bir kadının yüz çizgilerini korkusuzca resmetmiştir. (Fovistler Afrika sanatına ait yapıtlara, masklara ilk ilgi gösterenlerdendir. Afrika masklarının pek çoğu, bir yüzün ortadaki kabarık bir çizginin iki yanındaki iki geniş düzlem olarak algılanmasını öne sürerler.) Matisse de karısının yüzünü resmederken gördüğünden yola çıkmıştır(yani iki çeşit ışıktan: hem karısının sol yanağındaki gün ışığından, hem de sağ yanağına yansıyan ve onu yansıtan nesnenin rengini alan ışıktan). Afrika masklarını görmüş olması resmedeceği yüzü okumasında ona yol göstermiş olabilir.

“Bir tabloya bakarken onun neyi göstermek istediğini unutmak gerek.” diyen Matisse bazı ressamlarla birlikte eserlerini 1905 yılında sergiledi. Bu resimlerde renkler birbiri ile hemen hemen hiç karışmamışlardı. Biçimlerde de derinlik yoktu. Ressamlar hiçbir kayıt tanımadan kendilerini duygularına vermişlerdi. O zamana kadar henüz Empresyonizme dahi iyice alışamamış olan halk sergideki bu yapıtları tepki ile karşıladı. Bir eleştirici, sergiyi gezerken yapıtların arasında klasik İtalyan üslubundaki küçük bir heykeli görünce “Vahşiler arasında bir Donatello” demişti. Sanatkârlar da bu kelimeyi benimsediler ve Fovistler olarak tanındılar.

KÜBİZM (1907-1914)

“Doğadaki her şey küreye, koniye ve silindire dayanır.” Paul Cezanne Cezanne’nin yukarıdaki sözünden hareket eden bu akımın sanatçıları çevresindeki her şeyi geometrik biçimler olarak görüyorlardı. Kübizmi Empresyonist görüşe bir tepki olarak incelemek yerinde olur.

Pablo Picasso ve Georges Braque ‘ın özellikle 1907-1914 yılları arasında Paris’te geliştirdikleri Kübizm 20. yy.ın en etkili yenilikçi akımlarından biridir. Sanatın gelişiminde bir devrim olarak nitelenen Kübizm, geleneksel perspektife, ışık- gölge kullanımlarına ve sanatı doğanın taklit edilmesi olarak gören kuramlara karşı çıkmış; doğadaki biçim, doku, renk ve mekânları taklit etmek yerine, parçalara ayrılmış nesneleri çeşitli yönlerden aynı anda algılanabilecek biçimde yan yana getirerek yeni bir gerçeklik yaratmıştır. Kübistler nesnelere bir de zaman boyutun U katmayı denemişler, biçim sorununu ön plana alıp rengi ikinci plana atmışlardır. Kübizm 1910-1912 arasında çözümsel (Analitik) evreyi, 1912’den sonra Bireşimsel (Sentetik) evreyi yaşamıştır.

Temsilcileri
Pablo Picasso, Juan Gris, Fernand Léger, Georges Braque, Jacques Limpchitz, Aleksander Archipenko’dır.

FÜTÜRİZM (DİNAMİZM– HAREKET)

1909 Yılında İtalya’da önce şiirde sonrada resimde ortaya çıkan, geçmiş ve geleneksel görüşleri reddeden bir akımdır. Fütürizmde yapılmak istenen şey, evrendeki hareketin bir anını tespit etmek değil; hareketin kendini duyurmaktır. Bu akıma göre her şey hareket halindedir ve değişmektedir. Hareket halindeki varlıkların gözde bıraktıkları etki algılanıncaya kadar hareket yeniden değişir. Bu nedenle koşan bir at, dört değil yirmi ayaklıdır ve ayakların hareketi de üçgen biçimindedir. Pek çabuk hareket eden bir insan ya da cisim, çizgilerini hava içinde eritir. Bu yüzden gözlerimiz, onun yapısını fark etmez. Çok çabuk hareket eden cisim sanki parçalanmış moleküller halindedir. Bu bilimsel gerçek fütüristlerin sanat görüşü olmuştur. Bunlar daha çok fırtınalı denizler, son hızla giden otomobiller, dansözler gibi hareketli konuları seçmişlerdir.

Temsilcileri: Umberto Boccioni, Giacano Balla, Carlo Cara, Luigi Russolo, Gino Severini, Marcel Dumchamp önemli temsilcilerindendir.

Umberto Boccioni: Fütürizmin en özgün üyesidir. Resim ve heykel sanatçısıdır. Eserlerinde modern yaşam içinde insanın ruhsal yaşantısını, hareket halindeki öğeler ve görüntülerle yansıtmaya çalışmıştır.

Baş+Işık+ Çevredekiler, Ruh durumları, Uğurlamalar, Sokağın Güçleri, Eş zamanlı Önseziler, Eve Giden Yol eserlerindendir.

DADAİZM (DADACILIK) “SANAT ÖLDÜ YAŞASIN SANAT”
1916’da Zürih (İsviçre)’de bir grup sanatçı ve yazarın başlattığı akımdır. Onu diğer sürrealist (gerçek üstücülük ) akımlardan ayıran temel özelliği “yıkıcı” olmasıdır. Sanata, daha doğrusu alışıla gelmiş kural ve disiplinlere karşı tepki olan Dadaizm, Birinci Dünya savaşının yarattığı moral ve sosyal çöküntülerin bir sonucudur. Sanat ve estetik duygusu olmayan Dadaistlerin mantıksız konu seçtikleri; kâğıt, tahta ve benzeri malzemelerden garip tekniklerle resim yaptıkları görülür. Çocuksu heyecanlarla, her türlü akılcılığa, Avrupa uygarlığına ve savaşa karşı bir protesto hareketidir. Sanata karşı sert tutumları olsa da, bazı sanat akımlarının (Sürrealizm) Soyut Sürrealizm, Pop art, Kavramsal Sanat vs.nin ortaya çıkmasına elverişli bir ortam hazırlamıştır.

Temsilcileri
Marcel Duchamp, Francis Picabia, Kurt Schwitters, Max Ernts, Raoul Hausmann’dır.

Duchamp'ın en ünlü hazır nesnesi başaşağı duran bir pisuar olan "Çeşme"'dir. Bu çalışma halkın beğenisinin ve sanatsal tekniklerin sınırlarını zorlamıştır.

SÜRREALİZM (GERÇEK ÜSTÜCÜLÜK)

1916’dan bu yana etkisini sürdüren modern sanat akımıdır. Figürler asla var olmayacak düşsel bir ortamda bir kompozisyon içinde sunulur. İlkel toplumların sanatları da sürrealistlerin diğer bir ilgi noktasıdır. Sürrealist ressamlar doğanın mantıki görünüşünü değil, insanın bilinç altında ve rüyalarındaki alemi göstermek istemişlerdir.

Temsilcileri
Giorgio de Chirico, Max Ernst, Jean Arp, Francis Picabia, Marc Chagal, Rene Magritte, Yves Tanguy, Alberto Giacometti, Salvador Dali, Frida Kahlo, Paul Delvaux, Joan Miro, Man Rey, Henri Rousseau, sayılabilir.

Ön planda ressam şövalesinin önünde bilinçaltındaki konuyu resmediyor. Sağda ve solda birbirinden farklı betimlenmiş ufka doğru daralan duvar formları var(duvarlar çocukluğundaki engelleri simgeliyor).Sanatçı bu eserinde çocukluğuna doğru bilinçaltı yolculuğa çıkmış. Eserde kullandığı her simge özel anlamlar taşıyor ve bu anlamları yalnızca kendisi biliyor. Resmin ortasındaki küçük çocuk kendisidir. Çocuk ve onun ardındaki sırtı dönük oturan kişi çocukla ilgisiz durumda görünüyor. Çocuğun yüzü karanlık ve ürkütücü simgelere yönelmiş. Belli ki, çocuklukta korkutucu ve sevgisiz bir eğitim almış. Geri plan ve gökyüzü, bilinmeyen gelecek hayallerle dolu ve bilinmezlik içeriyor.

Soyut Sanat (Soyut Ekspresyonizm)

Soyut Ekspresyonizm (soyut ifadecilik), 1940’dan sonra Amerika da ortaya çıkan ve bütün dünyaya yayılan bir sanat akımıdır. Soyut Sanat Akımı: Soyut ifadecilik, Abstre ya da nonfigüratif (figürsüz) diye de adlandırılan ve doğa görüntülerine bağlı olmayan bir akımdır. Uygulama alanı resim sanatı içinde kalmamış; biçim ve renklere sonsuz bir serbestlik tanıması nedeniyle heykeltıraşlık, mimarlık, süsleme, dekor ve kostüm gibi sanatları da etkisi altında bırakmıştır. Günlük eşyaların biçim ve renkleri bile soyut sanatın etkisi altında kalmıştır.

1940 Sonraki Sanat Hareketleri (Taşizm, Kaligrafik İfadecilik, Post Kübizm)
1940 sonrası doğan sanat hareketleri

Action Painting: Bu resim türünde bütün mantık ve usa vurma düzenlerine karşı çıkıldığı gibi resim yapma eylemi, fiziksel vücut hareketlerine, eylemlerine uydurulmuştur. (Örnek Resim 1)

Taşizm: Kendiliğinden otomatik olarak çekilmiş lekelerden ve renk sıçratmalarından elde edilmiş bir resimdir.

Post Kübizm (Kübizmin artçıları): Kübizmin birleşimci dönemini artık bir renk ve müzik dünyasıyla birleştirip aynı zamanda resim yüzeyinde boyayla kalın bir doku elde etmişlerdir. ( Nicolas De Steal - Örnek Resim 2)

Kaligrafik Ekspresyonizm (Yazısal ifadecilik): 1945 sonrası soyutlamalarında yazı motifleri sanatçıların dışa vurucu tutumları için zengin bir kaynak oluşturmuştur. (Picasso, Braque, Klee, Miro,J.Kosuth) ( Örnek Resim 3)

Soyut Resmin Özellikleri

Soyut resimde sanatçının amacı, çizgi ve renkleri düzenli bir biçimde yüzey üzerine yerleştirerek duygusal kompozisyonlar elde etmektir. Soyut sanat doğayı ortadan kaldırmaz, başka türlü anlatır. Soyut resimde saf kompozisyon ve renk elemanlarından yararlanılmaktadır. İzlenimciler resim yaparken doğaya bakarlardı, soyut resim yapan sanatçı ise kendi içine bakmaktadır. Soyut resim sanatı, sanatın ta kendisi ve hiçbir zaman tükenmeyecek olandır. Soyut resim; her şeyi söyleyebilme özgürlüğüdür, her şeyi yeniden yaratma özgürlüğüdür, yalnız kendinin olan bir sitil yaratabilme özgürlüğüdür.

Temsilcileri: Wassily Kandinsky, Piet Mondrian, Robert Delaunay, Kazimir Maleviç, Jean Arp, Wols, Jackson Pollock, Nicolas de Stael, Mark Rothko, Hans Hartung, Antoni Tapies.

1960 Sonrası Sanat Hareketleri (Pop – Art, Op- Art, Kinetik Sanat )

Pop -Art : Bu akımın özelliği endüstri toplumunun günlük tüketim eşyalarını, kitlesel iletişim çağının teknikleri ile anlatmaktır. Bu tür objeler, çevrelerinden yalıtılıp, abartılı boyutlarda ve çoğunlukla resimli roman ya da reklamcılık teknikleri kullanılarak resmedilmiştir. Konuları çok değişik olabilmektedir. ( Roy Lichtenstein) (Resim 1)

Op–Art : (Optical Art ) Bu akımın özelliği bir derinlik yada üç boyutluluk yanılsaması yaratmayı amaçlayan soyut sanat ürünlerini içerir.(Victor Vassarely) (Resim 3)

Kinetik Sanat: Optik sanatın durağan devingenliği yerine makinelerle yapılan ve yaratılan bir devingenliği öneren anlayışa kinetik sanat denmektedir. Bu sanat, elektronik sistemlerle cisimlere devinme ve hız kazandırılmasından elde edilen devinimsel görüntü sanatıdır. (Fernant Leger, Alexander Calder) (Resim 2)

Sanatçının adı : Piet Mondrian
Eserin adı : New York City I Brodway (Boogie-woogie)

Figür yok. Mondrian doğa resmine karşıt bir düzeni, geometrik-soyut bir biçimi ve bu biçime dayalı bir sanat anlayışını öne sürmektedir. Bu geometrik yapı, temeline inildiğinde mimari bir yapıdır.Yani bir konstrüksiyondur. (bir yapıda taşıyıcı nitelikte olan yada olmayan bütün imalatlar. İnşa etme etkinliği, yapım.) Dans ise zaman akışı içinde, birbirini tamamlayan hareketlerin devamıdır. Göz bu hareketleri belli bir uyum içinde izler ve bundan estetik bir zevk alır. Resim, çizgi ve renk yardımıyla bu devamlılığı resimsel plana aktarır.

Resim burada, kendisini oluşturan bütün elemanların ölçülü, dengeli bir uyumu halinde beliriyor. Bu elemanlar, dikey ve yatay çizgiler, temel renkler ve çizgilerin 90 derecelik kesişmesiyle ortaya çıkan dörtgenlerdir. Bu tablo Mondrian’ın uzun deneyimler ve araştırmalar sonucunda mimarı bir denge anlayışıyla sistemleştiği sanatsal görüşünün, son aşamasını oluşturan resimlerinden biridir. Resme adını veren “Boogy-Woogy” insanları hareket ve uyum sarhoşluğu içinde kendilerinden geçiren ve bir tür sarhoşluğa vardıran zenci danslarından birinin adıdır.

1970 SONRASI KAVRAMSAL SANAT

1960’lı yıllarda Kavramsal Sanat tüm Batıda ve batılılaşan ülkelerde işleniyordu. Bu akım sanat dünyasının dikkatini geleneksel kitle iletişim araçlarından alıp çoğunlukla şaşırtıcı ve haber değeri olan hareketlere çekmiştir. Kavramsal sanatçılar, sanat dünyasının geleneksel adetlerine ve yöntemlerine büyük ölçüde esneklik kazandırmışlardır. Etkiliği barındırdığı fikir zenginliğinden kaynaklanan akım pek çok farklı şekilde ortaya çıkmıştır. Kavramsal sanat bize, gündelik yaşam konusunda soru sormayı öğretir. Böylece kendiliğinden bu eylem içine girmiş oluruz. Önemli olan sanat ve gerçek yaşam arasında köprü kurmaktır. Bu olmayan bir galeride, olmayan resimleri sergilemek için ilan vermekten, sözcüklerin farklı anlamlarını yazmaya, Nevada Çölü’nde 1 millik çizgi çekmeye ve fotoğraf çekmeyi yasaklayarak gidip görülmesini istemeye kadar, müziksiz geçen 4 dakika 33 saniye 4’33’’ den, insan vücutlarıyla resim yapmaya, kendi kendini yok eden makinelere uzun politik konuşmalarla birleşen happening’lere(anlık olay oluşturma) ve vadilere çekilen perdelere, paketlenen kıyılara kadar uzanan geniş bir kavramlar dizinidir ve her seferinde yeni biçimler kazanarak etkinliklerine devam etmektedir.

Kavramsal Sanat Türleri Ve Temsilcileri
Land Art (Çevre Sanatı) Javacheff CHRİSTO, Kaligrafik Art (Sözcük sanatı, Yazısal sanat) Joseph KOSUTH, Happening (Anlık Olay Sergileme) Wolf VOSTELL

Land Art (Arazi-çevre sanatı): Bu sanat o kadar kısa sürelidir ki, sanatçının düşünsel varlığında oluşan, bir kavramın gerçekleştirilmesine yönelik sanat yapıtı, daha düşünsel aşamada tamamlanır tamamlanmaz yok olmak zorundadır. Bu sanat yapıtı belgelenebilir (anlatılabilir) gerçekleştirilmesi ve etkisi olanaklara bağlıdır. İzleyicisi yoktur. Sergilenemez. Kullanılma olanakları en aza indirgenmiştir. Land Art’ ı yaratan sanatçılar güncel sanatın işlevsellik yönüne, üretim ve reklâma yönelik kavramların yoğunluğuna karşı çıkıyorlar ve yeni bir doğaya dönüş ilkesiyle yapıtlarını damgalıyorlardı. Issız kırlarda kurdukları doğa görünümleri, kent yaşamının yapaylığını da vurguluyordu. Amaç çağımızın insanının yaşadığı doğaya karşı koruyucu duygularını geliştirmek ve bu duygunun kalıcı olmasını sağlamaktır.

Christo’ya göre paketleme işi, anlık bir değişim olayıdır. Burada örtü doğayı örteceğine, doğa örtünün önüne geçme durumunda kalarak, doğa ile yapıt iç içe geçmektedir. Bu gizlenme objenin gerçek kişiliğini tümüyle bozmaz, tersine paketin altında yatan biçimlerin izleyici tarafından daha iyi gözlenmesini sağlar. Olağan koşullarda ilgi çekmeyen nesnelere yeni bir bakış açısı getirmek, insanların bu nesneyle yeniden bakmaları istenmektedir.

Doğanın kendi formu, kendi yapısı örtü altında izleyiciye yeniden sunuluyor. Amaç: (Çevreyi korumaya dikkat çekmek) Sanatçı yaptığı uygulamada çevreyi kullanarak form ve inşayı oluşturan; kompozisyon, perspektif, ritim, renk, ışık, gölge gibi unsurları doğal hali ile sunuyor, doğayı yeniden taklit etmiyor. Doğa sanatın kendisidir.

Kaynak: MEGEP - MESLEKİ EĞİTİM VE ÖĞRETİM SİSTEMİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ PROJESİ -  Sanat Akımları

 

Reklam
Reklam
Giriş yaparak üyelerin sahip olduğu birçok bilgiden yararlanabilir ve RestoraTÜRK FORUM'da bütün herşeyi özgürce konuşabilirsiniz...

Hoşça vakit geçirmeniz dileğiyle...




Copyright © 2002 - 2011 Designed by  
YASAL UYARI