• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder... Turgut Cansever

  • RestoraTÜRK

Copyright 2018 - Custom text here

Eski Türk Çini Fırınları

ESKİ TÜRK ÇİNİ FIRINLARI
Prof. Dr. Oktay Aslanapa

1963 yılındanberi İznik'te yaptığımız kazılar Türk çini ve keramik sanatının geniş ölçüde yeniden aydınlanmasına yol açmıştır. Bu yaz Temmuz ayındaki kazılarda birbirinden farklı üç çini fırınının yerini bulup bunları meydana çıkarmak kabil olmuştur. Fırınlardan ikisi İznik Ayasofya kilisesi arkasında Lâle Sokak'ta bulunmuştur. Bunlar ortalama 2 metre derinliği ve 2 metre genişliği olan silindirik birer kuyu halinde küçük fırınlardır. Bunların açılan bir gözden ısıtıldığı anlaşılıyor. Her iki fırında da üstten daire biçiminde, bir insan girebilecek kadar açıklık bırakılmıştır. Fırınların içini temizlemek için yandan ve üstten açılmaları lâzım geldi, iki fırın arasında mermerden bir yarım sütun göze çarpmaktadır (Şekil 1-2, Resim 1-3).

Üçüncü çini farını da bitişikteki Hamam Sokağı No. 9 da bir marangoz atölyesinin arkasındaki arsada 3.50 m. derinlikte bulundu. Diğerlerinden farklı olarak bu fırın dikdörtgen biçiminde takriben 2.50 metre derinlik ve 1.80 x 1.50 metre genişlikte bir kuyudur. Ayrıca bu fırında raf yerleri de tuğla duvarların içine doğru oyularak belirtilmiştir. Bu fırında yandan bir giriş yeri olduğu anlaşılıyor. Üstü çökmüştür (Şekil 3, Resim 4-5). Her üç fırın ateşe dayanıklı çok kalın ve büyük kırmızı tuğladan yapılmıştır.

Fırınlar temizlenirken bol fırın malzemesi ve sgrafito (kazıma, çizme) tekniğinde parçalar ile kırmızı hamurlu ve ilk Osmanlı keramiğî olarak iznik'te yapılan, evvelce «Milet işi» diye tanınan parçalar, mavi-beyaz ve çok renkli keramikler ele geçirilmiştir. Bunlara göre fırınların XV. yüzyıl başlarından beri kullanılmış olması lâzım gelir.

Devamını oku...

Cam Yapımı

Cam Yapımı

Arkeolojik buluntular, bazı cam boncukların, M.Ö. 3. bin sonlarına doğru Erken Bronz Çağında tarih sahnesine çıktığını belgeler. Bazı glazürlü seramikler de bu üretimin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. İlk cam kaplara Huri-Mitanni bölgesinde yapılan kazılarda rastlanmaktadır. M.Ö. 2. bin ortalarına tarihlenen bu preform yapıtlar, sıcak camın iç kalıplama yöntemiyle biçimlendirilmesi sonucu elde edilmiştir. Bu çağda kalıplama ve soğuk camın kesilerek biçimlendirilmesiyle oluşturulmuş özel cam kaplar, en önemli yapıtlar arasındaydı. Kuzey Suriye’de bulunmuş, kalıpta yapılmış M.Ö. 16-13. yy.lara tarihlenen Astarte figürinlerinden de anlaşıldığı gibi, bunlar o çağlarda dinsel amaçlarla da üretiliyordu. Geç Bronz Çağında cam buluntusu veren ikinci bölge Mısır’dır. Mısır’da M.Ö. 14. yy. dan itibaren üretim yapılmış, tütsü kapları ve merhem kapları Yeni Krallık Çağı firavunlarının mezarlarını süslemiştir. Mısır cam endüstrisinde, kaplar dışında, boncuklar, pendant ve bezeme amaçlı kakmalar da üretilmiştir. M.Ö. 2. binin ikinci yarısına tarihlenen Kaş Uluburun Batığı cam külçeleri ve Miken boncukları, o çağın hammaddesi ve işlenmiş camı olarak üretimin ve ticarî ilişkilerin gözler önüne serilmesinde büyük rol oynamıştır.

M.Ö. 1. bin başlarında cam üretimi durmuş gibi görünmektedir. Bu karanlık dönemin ardından Suriye-Filistin yöresinde az da olsa üretim başlar, Assurbanipal’ın sarayında cam yapım reçeteleri içeren tabletler ele geçmiştir (Leo Oppenheim: 1973, 259-266). Fenike’de camın M.Ö. 8. yy. da fildişi üzerine kakma olarak kullanıldığı bilinmektedir. (C. Lightfoot: 1992, 2). M.Ö. 8-7. yy.larda iç kalıp ve kesme yapıtlar ortaya çıkar. Bunlardan tören kapları olan ve saraylarda bulunan dinoslar ve bazı özel yapımlar Nimrut’ta Asurluların cam üretimi yaptıklarını gösterir. Bu grup içinde yer alan Sargon vazosu o devrin ünlü yapıtlarından biridir. Gordion’da P Tümülüsü’nde bulunmuş, kalıpta yapılmış, kesme bezemeli kâse Anadolu’ya ithal edilmiş önemli ve nadir yapıtlardandır. (A.von Saldern “Glass finds at Gordion”, JGSI 1959,24). Kuzey Mezopotamya’da Asur, Megiddo, Mari ve Nimrut kentlerindeki cam buluntular, kaya kristali ve değerli taşlar taklit edilerek yapılmıştır. Ayrıca iç kalıplama tekniği kullanılarak eski geleneğe dayalı bir üretim biçiminin tekrar ortaya çıktığı görülmektedir.

Devamını oku...

TÜRK SERAMİK SANATI

TÜRK SERAMİK SANATI

Hammaddesi, toprak... Yaşamın sarp kayalar üstüne incecik yeşil parmaklarıyla tutunmasını sağlayan, ekinleri göverten, kutsal, doğurgan toprak. Bu kez dünyanın bereketini içinde saklamak, yere saçılıp israf edilmesini önlemek için suyla buluşuyor. Derken eli insan eline değiyor; kıvamınca yoğrulup biçimleniyor ekmek gibi. Ve ateşte pişiriliyor...

İnsanlık tarihini araştıran bilim dalları için topraktan yapılma çanak-çömlek gibi buluntular büyük önem taşıyor. Ellerin toprakla olan bu yoğurma-biçimlendirme serüveni, Anadolu'da, Cilalı Taş Dönemi'nde başlıyor. Tahılın beslenmede ağırlık kazanmasıyla insanoğlu sulu malzemesini koyabileceği çömleği, kap kacağı yaratıyor. Yaşam kaynağı topraktan yapılma çanak çömleğin içine, bir başka yaşam kaynağı, besinler konuluyor.Ve sonradan su sızdırmaması için testiler, küpler, tabaklar erimiş kumla kaplanıyor, yani sırlanıyor.

Uygarlık tarihinde ekmek kadar kutsal, sıcacık toprağı elinde yoğurup biçimlendiremeyen bir ulusun varlığından söz edilemez. Anadolu toprakları ise çok eski devirlerden beri toprak sanatları konusunda önemli bir mekezdi. Seramik işleri, Türkler'in Orta Asya'dan beri ulusal sanatları arasında yer alıyordu.Bozkırlarda yeşil renge duyulan hasret, Anadolu'da çini ve seramiğin firuze yeşilinde ölümsüzleşti.Toprak sanatları, Selçuklular ve Osmanlılar zamanında Anadolu'ya özgü malzeme ve tekniklerin kullanımıyla daha da gelişti ve buradan tüm dünyaya yayıldı. XII. ve XIII. yüzyıllarda Selçuklu egemenliği sınırları içindeki Anadolu'da, toprak sanatlarının merkezi Konya idi.

Anadolu'da Türk çini ve seramik sanatı, özellikle XIII. ve XIX. yüzyıllar arasında büyük gelişmeler göstermiş ve çeşitli teknikler, zengin renk ve desenlerle dünyada beğeni kazanmıştır. Mimariye bağlı olarak gelişen çini sanatı, Anadolu'ya Selçuklular'la girmiş, çeşitli tekniklerle en güzel ve başarılı örneklerini vermiştir. Osmanlı Sanatı'nda çinicilik desen ve renklerdeki daimi atılımlarla sürekli gelişmiştir.

Devamını oku...

Türk Çini Sanatı

Türk Çini Sanatı

Geleneksel Türk Sanatlarından olan çini, genellikle mimari yapıların, cami, köşk. saray, çeşme, türbe ve benzeri yapıların iç ve dış süslemelerinde kullanılmış bir seramik ürünüdür. Çinilerimiz tür olarak ikiye ayrılır.

1- Duvar çinileri, batılıları Tile-Art dedikleri bu türe eskilerimiz Kaşi demişlerdir.

2. Evani denilen bu tür tabak, vazo, kupa, kase, sürahi, bardak ve benzeri seramik ürünlerinden oluşmaktadır. Bu türe halen kullanma seramikleri demekteyiz.

Türkler çok eski zamanlardan beri , binalarını, çinilerle süslemeyi tercih ediyorlardı. Özellikle İslamiyeti, kabul eden Karahanlılar (955) devleti döneminde mabetlerini çinilerle süslemeye başlamışlardı. Bu tercih Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları Zamanında gelenek halini almış ve daha sonraları Osmanlılar döneminde de devam etmiştir. Selçuklu çinilerinin özelliklerinden kısaca bahsetmemiz gerekirse, bunların kare veya dikdörtgen, altıgen şekillerinde olduklarını ve bir yüzlerinin, mavi, lacivert, toprak sarısı, turkuaz, siyah, kahverengi gibi sırla karıştırılmış renklerle boyanıp pişirilmiş olduklarını ve alçı veya horasan harç üzerine aplike edilmiş, mozayik şeklinde yapılmış süslemeler olduklarını söyleyebiliriz. Zamanla geliştirilen bu mozayik tekniğine Kufi tarzı yazılar ve rumi motiflerde katılmıştır. Tarihi dönemlerde gelişme gösteren Türk çini Sanatı 16. yüzyılda İznik çinileri ile zirveye ulaşmıştır.

Devamını oku...

Ateşle Toprağın Dansı - Kubbeli Yuvarlak Fırın

Kubelli yuvarlak fırın, çini ve seramik pişirme fırınlarına verilen isimdir. 15 yy.'da kullanılmaya başlamış olup ısı tekniği bakımından çok verimli olan bir fırındır. Odun ile ısı üreten bu fırınlarda 1,5 ton kurutulmuş kavak ağacı 17 saat süreyle yakılırdı.

Nasıl doldurulur ? :


Dekorlama işlemi tamamlanmış mamüllerin son kontrolleri yapılır ( yanlış boyama var mı eksik boyama yapılmış mı? vs).

Kontorolü yapılan mamüller sırlama atölyesinde sırlanmaya alınır. Sırlama işlemi daldırma yöntemi ile yapılır. Sırlama işlemi biten mamüllerin ayak kısımları nemli bir sünger ile silinir. Bunun amacı sırlı kalacak ayakların fırına yapışmasına engel olmaktır. Bu işlem kuruma işlemi bitiminde yapılır.

Fırına girlecek ürünler belirlenir. İyi bir sonuç için hangi ürünü nereye ve nasıl konulacağı iyi hesaplanmalıdır.

Fırın yukardaki kapaktan fırına indirilen bir merdivenle doldurulur. Genelde 2 kişi fırını doldurur. Birisi sırlanmış ürünleri fırını içerisindeki kişiye uzatmakla, diğeri mamülleri fırın içindeki raflara yerleştirmekle görevlidir.

Devamını oku...

f t g m