• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder... Turgut Cansever

  • RestoraTÜRK

Copyright 2020 - Custom text here

Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi

Mimar Sinan’ın eseri olan türbe, XVI. yüzyılın ünlü denizci ve kaptan-ı deryâsı Barbaros Hayreddin Paşa için yaptırılmıştır. Kitâbesine göre 948’de (1541-42) yapılan türbe dıştan oldukça sade bir görünüme sahiptir. Türbe girişinin üzerindeki kitâbede “Hâzâ türbe-i fâtih-i Cezâyir ve Tunus merhum gazi kapudan Hayreddin Paşa rahmetullahi aleyh-sene 948” yazılıdır.

Kitâbe üstündeki kemerin arasında ise celî sülüsle “Allahümme’ftah lehû ebvâbe rahmetike” (yâ rab, ona rahmet kapılarını aç) ibaresi vardır.

Türbe klasik biçimde sekizgen planlı ve kesme taştandır. Kapı önünde üstü ayna tonozlu iki sütuna dayanan bir revak bulunur. Bu tonoz örtüsü mermerden baklava başlıklı sütunlar ve sivri kemerler üzerine oturmaktadır. Sekizgen gövdenin bütün yüzleri birbirinin aynıdır. Aynalık kısmında geometrik geçmeler, aralarındaki madalyonlar içinde ise malakârî palmet ve rûmî motifli süslemeler vardır. Giriş dışında kalan bütün cephelerde yer alan ikişer pencerenin üst tarafta bulunan alçı petek şebekeli ve sivri kemerli, alttakileri ise mermer alınlıklı ve dikdörtgen sövelidir. Aynı zamanda üst kat pencereleri kafesli olup renkli camlara sahiptir. Çatı basit bir silme ile nihayetlenir. Kubbe sekizgen alçak bir kasnak üzerine oturmaktadır. Sade görünüşlü cephe teşkilâtı içeride de devam etmiştir. Böylece türbeye ferah bir görünüş kazandırılmıştır. Yakın zamanda iyi bir tamir gören türbenin kalem süslemeleri ve ahşap işlemeleri de yenilenmiştir. Kubbe ortasında besmeleyle birlikte altın yaldızla yazılmış A‘râf sûresinin 89. âyeti bir madalyon halinde yer alır. Mukarnas köşeliklere oturan kubbe motifleri rûmîler, palmetler ve şemselerden meydana gelmektedir. Türbe içindeki dört sandukada Câfer Paşa, Barbaros Hayreddin Paşa, Cezayirli Hasan Paşa ve Barbaros’un hanımı Bâlâ Hatun bulunmaktadır. Türbe dışındaki hazîrede ise Barbaros’un yakınları vardı. Türbe içinde sandukalar dışında iki büyük şamdan, bir ahşap Kur’an mahfazası, bir sakal-ı şerif ve arabesk süslemeli bir metal vazo ile 1816 tarihli Seyyid İbrâhim imzalı bir hat levhası vardır.

Devamını oku...

SEYYİD EBÛ’L VEFÂ EVLÂDINDAN SEYYÎD ŞEYH AHMED DEDE

SEYYİD EBÛ’L VEFÂ EVLÂDINDAN SEYYÎD ŞEYH AHMED DEDE

Şeyh Ahmed Dede, menkıbelere göre Horasan’dan gelen Yesevî tarikatına mensup bir derviş olarak zikredilir. Bu konuda Fırat Üniversitesi Öğretim Görevlisi Muhammed Beşir Aşan Hoca 1890 tarihinde doğmuş olan “Haççe Ana” olarak anılan Hatice Gültekin’den şunları aktarır: "Ben burada doğdum ama, aslımızı sorarsan, aslımız Selçuk... Selçuk'tan, Nişabur'dan gelmedir. Ceddimiz, Garipler Mezarlığı'nda türbesi bulunan Şeyh Ahmed Dede ile birlikte buraya gelmişler, Şeyh Ahmed Yesevî'nin Horasan'dan atmış olduğu yanmış kösegi, Fırat'ın kenarına düşmüş, buraya güvermiş, ceddimiz Şeyh Ahmed Dede de, kardeşi Şeyh Hasan ile birlikte burayı vatan tutmuşlar"

Cumhuriyet dönemindeki yazılı kaynaklar ile halk arasındaki menkıbe tarzı rivayetlere göre Şeyh Ahmed Dede, Hoca Ahmed Yesevî olarak meşhur olmuş ve Şeyh Ahmed Dede sülalesine mensup kişilerde “Biz Şeyh Ahmed Yesevî neslindeniz” diyerek bunu vurgular hale gelmiştir. Fakat bu bilginin ortalama son 150-200 senede ortaya çıktığı belgeler ile ortaya konmaktadır. 

Devamını oku...

Bağdat Köşkü

 

"...Eskiden, hemen her 'ailenin sandığında, sepetinde âile yâdiğarı, değerli ya da basit, hatıra sayılan eşyalar mevcuttu. Altı yüz sene pâyidar olmuş Osmanlı İmparatorluğu'nda da bu ata yâdigârlarının olmaması nasıl düşünülebilir? İşte bu yâdigârların en gözde ve en üstüne titrenen şâheserlerden biri de Bağdat Köşkü'dür.

 Gelmişe geçmişe, seferlerden zaferlerden ve târihten söz eden Revan Köşkü'nün komşusu olan Bağdat Köşkü, Topkapı Sarayı'nın dördüncü avlusundadır. Terasında iftariye Köşkü diye adlandırılan altın kaplama dört ince sütuna oturan kısmından Haliç seyredilir. Kendisini seyreden, daha doğrusu kulak verenlere Türk'ün efendiliğinden insâni mizâcından, adâletinden, nizam ve beşeri geleneklerinden hikâyeler anlatmaya âdeta doyamamış bir cömertlik içindedir.

Dördüncü Sultan Murat'ın Bağdat'ın fethi şanına inşa edilmiş bu zafer âbidesinin başında bir kubbe ve etrâfında da gözleri tozdan, aşırı ışıklardan koruyan kiprikler gibi yer alan saçaklar, sonra da renkli taşlar, mermerler, çiniler, köşkün ihtişamına saltanat katan bir güzellik âdeta yarışa çıkmış bir üslûbu dile getirmektedir.

Köşkün kapıları, pencereleri, dolap kapakları fil dişi, sedef ve bağa ile bezenip coşmuş sanat şâheserleridir. Hele kubbeden sarkıtılan kırmızı renk üstüne işlenmiş altın yaldızlı bir top kandil, sonra da renkli camlar arasındaki mavi çini üstüne beyaz renkle yazılan Âyete'l-Kürsi, haraketle kavrulmuş bir çöl susuzluğunun imdadına yetişmiş bir çeşme gibi cana can katan bir şâheser değil midir?"

Dünden bugüne ne kalmış - Bağdat Köşkü / Sâmiha Ayverdi 

 

Devamını oku...

Anna Masala

"Bir gün bir Türk kızı bana ne dedi bilir misiniz?

— Anna Masala, sen hep Itri'den bahsediyorsun. Bu Itri bitti. Ben Mozart'ı severim. 
Ben çok sert bir cevap verdim:
— Çok affedersiniz dedim, bence sen Itri'yi bilmiyorsun kızım. Fakat Mozart'ı da anlamıyorsun."

...

"Gerçi, bir lisan olarak Türkçe var, kendine has bir medeniyetiniz de var. Fakat bu yeni medeniyetten önceki tarihinizi de bilmek lâzım. Tam modern bir Türk olmak için eski kültürünüzü bilmeniz gerekir.

Türk edebiyatına Divan edebiyatı ile başladım. Bence ileri; eski demektir, yani zaman mevzubahis değil. İleri için, yarın da diyebilirim, dün de diyebilirim farketmez.

Bu sebeple Orta Asya edebiyatınızı okumak istedim. Meselâ destan edebiyatı çok mühim. Divân-ı Lügat'it Türk vs... Sonra gördüm ki, iki paralel yol var:
1) Divan edebiyatı, 2) Halk edebiyatı... Ve halk edebiyatında tasavvuf edebiyatı var. Tasavvuf edebiyatı, derya; bitmez tükenmez... Belki ölünceye kadar çalışacağım.

Devamını oku...

Saraçhane Kırkçeşmeler

Fatih, Saraçhane’den Unkapanı’na giderken Bozdoğan Kemeri’nin hemen ayağında bulunan Kırkçeşmeleri Kanûnî Sultan Süleyman’ın emriyle Mimar Sinan inşa etmiştir. Sarıyer’deki Belgrat Ormanları’ndan getirilen su sıralı bu çeşmelere ve o dönemin şehir merkezine taşınmıştır. 1940’larda yol genişletme bahanesiyle Çeşmeler yok edilmiştir.

Derneğimizce (İSTED) yapılan araştırmalar sonucunda yeterli bilgi, belge ve fotoğrafla Kırkçeşmeler’in tescili için ilgili Kurul’a müracaat edilmiş ve 2018 yılında tescil ettirilmiştir.

Devamını oku...

f t g m