• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder... Turgut Cansever

  • RestoraTÜRK

Copyright 2018 - Custom text here

"MÛSİKÎ" kelime anlamı:

1. İnsanın duygu ve düşüncelerinin seslerle ifâde edildiği sanat, müzik:

2. Kulağa güzel gelen sesler dizisi.

Misal: Bütün medeniyetimiz, kirimiz, pasımız, güzel taraflarımız, hepsi mûsikîdeydi. (Ahmet H. Tanpınar)


 

 

Tanburi Cemil Bey

Tanburi Cemil Bey (1873 - 1916)

Türk Musikisi'nin gelmiş geçmiş en büyük virtüozlerinden biri olan Tanburi Cemil Bey, 1873 yılında İstanbul'un Mollagüranî semtinde dünyaya geldi. Üç yaşındayken babasını kaybeden Cemil Bey, amcası Refik Bey'in himayesinde büyüdü. Çalışkan, Terbiyeli, sessiz bir çocuk olmasına rağmen musikiye düşkünlük gibi o zamana göre tehlikeli sayılan bir merakı vardı. Bu nedenle, yalnız Cuma geceleri annesinin yanında kalmak şartı ile Refik Bey'in konağına alındı. Daha o yaşlarda küçük bir tanburî olarak çevresine ünü yavaş yavaş yayılmağa başlamıştı.

Refik Bey'in evi Tanzimat döneminin getirdiği yeniliklerle doluydu. Amcasının çocukları okuldaki derslerinden başka özel hocalardan Fransızca dersleri alıyor, bir Fransız mürebbi tarafından yetiştiriliyordu. Bu eğitim şekli Cemil'in üzerine de olumlu etki yapıyor, bir yandan rüştiyeye devam ederken, bir yandan da genel kültürünü ilerletiyordu. Bu huzurlu hayat Refik Bey'in ansızın ölümü ile alt-üst olmuş, Horhor'daki konak terkedilerek Bakırköy kaymakamı olan amcazadesi Mahmud Bey'in evine taşınılmıştı. Bu arada parasal sıkıntılar da başladı.

Mahmud Bey disiplinli, geleneklere bağlı, biraz katı tabiatlı, düzenli yaşamayı seven bir adamdı. Genç Cemil'in ünü gittikçe genişliyor, hatırlı kimseler tarafından mûsikî toplantılarına çağrılıyordu Mahmud Bey yeğenini bu davetlerin çoğuna göndermiyor, pek azına da onunla birlikte gidiyordu. Öğrenimini ihmal etmemesi için dersleri ile ilgileniyor, akşamları sık sık derslerini denetliyordu. Mahmud Bey'in, bir manastır yapımına izin vermediği için, belediye başkanı ile arası açılmış, Bakırköy'den Kartal kaymakamlığına tayin edilmişti. Böylece Cemil Bey iki yıl daha Kartal'da yaşayarak on yedi yaşına kadar Mahmud Bey'in himayesinde kaldı. Onun Humus kaymakamlığına atanması sonucu, annesi Zihniyar Hanım'ın Taşkasap'taki evine döndü. İçkiye bu yıllarda başlamışsa da buna engel olunabilecek bir yol bulunamadı.

Devamını oku...

Tenekeci Mahmut (Mahmut Güzelgöz)

Urfa'da yüzyıllardır yaşayan geleneksel müzik dünyasının son yıldızlarından biriydi "Mahmut Usta". Ona hemen herkes böyle seslenirdi. Küçük yaşlardan beri sürdürdüğü tenekecilik işinden öte; O aynı zamanda bir müzik ustası, bir gönül hastasıydı.

17 Şubat 1919'da Urfa'da doğan Mahmut Güzelgöz, müziğe olan merakı yüzünden, çok küçük yaşlarda müzik fasıllarına katılmış, "Mukim Tahir", "Damburacı Derviş" gibi birçok ustanın çıraklığını yapmış ve onlardan çok yararlanmıştır. O'nun sanatçı kişiliğinin oluşmasında en çok etkilendiği kişi ise bu dünyadan baş açık yaka yırtık giden rahmetli Hacı Nuri Hafız'dır. Hastalık ve sıkıntılarla geçen çocukluğunda, ruhi bunalımlar geçirdiği gençlik yıllarında, ruhunu teselli edecek gücü Nuri Hafız'ın yanında ona hizmet etmekte bulmuş, O'nun; ilahi sesinde gönlünü mutluluğa kavuşturmuş, gece-gündüz, şehirde-dağda süren bu beraberlikte Mahmut Usta, Urfa makamlarının iç alemini ve geleneksel üslubun tüm inceliklerini öğrenmiştir.

Mahmut Güzelgöz,Urfa'da fasıl geçen topluluklarda, yörenin gerçek üslubunu bilen usta bir okuyucuydu. En önemli özelliklerinden biri de O'nun sade ve nezih okuyuş üslubu ile okurken sesleri konuşur gibi yerli yerine oturtmasıydı.

Devamını oku...

Kani Karaca

Kani Karaca  (1930 - 29 Mayıs 2004)

Kani Karaca 1930'da Adana'da doğdu, iki aylıkken bir kaza sonucu gözlerini kaybetti. İlkokulda okurken, aynı zamanda köyün imamı olan öğretmeninden ders alarak Kur'an'ı hıfz etti. 1950'de İstanbul'a geldi. Bir süre Sadettin Kaynak'la çalışarak üslup ve tavır bilgileri öğrendi. Dini musiki çalışmalarını daha sonra, üslup ve tavır yönünden çok etkilendiği Yeraltı Camii imamı ve hatibi ünlü Hafız Ali Üsküdarlı'nın öğrencisi olarak sürdürdü. Sadettin Heper'den kudümle usul vurmayı öğrendi, kendisinden ayrıca başta mevlevi ayinleri olmak üzere pek çok dini ve dindışı eser meşk etti. İstanbul'un musiki çevrelerinde çeşitli sanatçılardan yararlanarak musiki bilgisini ilerletti. Hafız Ali Üsküdarlı ve zamanın birçok değerli musikicisinin karşısında verdiği dini musiki sınavı ile icazet aldı; bu sınavdaki başarısı Kani Karaca'nın makam bilgisi ile yeteneğini kabul ettirdiği önemli bir aşama oldu.

Karaca 1950'lerin sonları ile 1960'lı yıllarda İstanbul radyosundan yayımlanan programlarda klasik fasıllardan çok seçkin eserler okudu. Her yıl Konya'da ve İstanbul'da düzenlenen Mevlana'yı anma haftaları ile İstanbul Festivali çerçevesindeki sema törenlerine naathan, ayinhan ve kudümzen olarak çalıştı. Yurt içinde ve yurt dışında düzenlenen sayısız konsere ve mevlevi ayinine katıldı. Pek çok plak, CD ve kaset doldurdu.

Devamını oku...

Türk Halk Müziği Sanatçısı Abdurrahman Kızılay

Türk Halk Müziği Sanatçısı Abdurrahman Kızılay

1940'da Kerkük'ün Musalla semtinde dünyaya gelen , ilk ve orta eğitimini Kerkük'te tamamladı. Çocuk yaşlarda halk müziğine ilgi duyan Kızılay, başta Abduvahit Küzecioğlu, İzzettin Nimet, Reşit Küle Rıza olmak üzere Kerkük'lü ünlü ustalardan ders aldı. Türkiye'de Kerkük hoyrat ve türküleriyle özdeşleşen Kızılay, ilk türkülerini 1959'da Bağdat Radyosu'nun günde yarım saatlik Türkmen programında okudu. 1950'lerin ortalarından itibaren Kerkük Kızılay'ında gönüllü olarak çalıştı. Kerkük Kızılay'ındaki dostları, kuruma verdiği hizmetler nedeniyle Türkiye'de Kızılay soyadını almasını teklif ettiler ona, o da kabul etti. Türkiye'de "Altun hızma Mülayim" türküsü ile tanınan sanatçı, 1960 yılında 6 yıl Ankara Devlet Konservatuvarı Kontrbas Bölümü'nde eğitim aldı. Eğitimini tamamladıktan sonra 1966'da Kerkük'e dönen Kızılay, Baas Partisi'nin iktidara gelmesinden bir ay önce tekrar Türkiye'ye geldi ve geliş o geliş. Ancak seneler sonra 2003 Eylül'ünde baba toprağına adım atabildi.

Asıl adı Abdurrahman Ömer İbrahim olan , 1974'de Türk vatandaşlığına kabul edildi. Evli ve 2 çocuk babası Kızılay'ın, bilinen türküleri arasında "Altın Hızma", "Evlerinin Önü Boyalı Direk", "Dağlar Başın Alaydım", "Baba Bugün Dağlar Yeşil Boyandı", "Aynaya Baktım Saç Beyaz Olmuş" yer alır. Abdurrahman Kızılay 12 Aralık 2010 tarihinde Ankara'da 72 yaşında vefat etmiştir.

Devamını oku...

MUSIKİMİZDE USUL VE İKA'

MUSIKİMİZDE USUL VE İKA

Ekrem Karadeniz

Her ilimde olduğu gibi musıkide de tatbik edilen usul, bu ilmin esas unsurlarından biridir. Bugün muhtelif musıki erbabı usul ile ika'ı birbirine karıştırmakta olduğu için, biz burada her ikisinin tarifini ve izahını yaparak şümûlünü ve sahasının tâyinine çalışacağız.

Usul, musıki nağmelerinin intizam içinde akışını temin ve nağmelerin kıymetlerini ölçmeye yarayan darblarını meydana getirdiği bir hareket manzumesidir. Bu tariften de anlaşılacağı üzere:

1    — Musiki nağmelerinin bir intizam içinde cereyan etmesi usul ile temin edilecektir. Bununla beraber diğer kaidelere bağlı şartı ile Türk Musıkisinde usulsüz bestelenen veya irticalen okunan eserler de vardır. Gazel, Taksim, Durak gibi eserler bu cümledendir.
2    — Usul, musıki nağmelerinin sür'at ve kıymet hareketlerini ölçmeye yarar.
3    — Musıki nağmelerinin sür'atleri, eller ile vurulan darblarla ifâde edilir.
4    — Usul, muayyen hududlar içinde ve muntazam bir şekilde tekrarlanan darblarla meydana gelir.

Bu saydığımız şartlar mevcud olmadıkça yapılan herhangi bir hareket, musikide usul vasfını taşımaz. Türk Musıkisinde usul ile bestelenmiş pek çok çeşitli eserler vardır. Yaptığımız tetkikat neticesinde 80 kadar usulün bestekârlar tarafından kullanıldığı görülmüştür. Ancak eldeki malzeme ile daha başka usuller tertibinin de mümkün olduğunu kaydetmek isteriz.

Devamını oku...

f t g m