• RestoraTÜRK

  • "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir."

  • Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder... Turgut Cansever

  • RestoraTÜRK

Copyright 2019 - Custom text here

Binbir Gece

BİNBİR GECE

Yazarı ve ne zaman yazıldığı bilinmeyen Arapça masal külliyatı.

Arapça asıl adı “Elf leyle ve leyle” olan bu masal külliyatı, bir çerçeve hikâye içerisinde yer alan pek çok tâli hikâyeden meydana gelmiştir. Çerçeve hikâye kısaca şöyledir: Semerkant Hükümdarı Şahzaman bir gün kardeşi Sâsânî Hükümdarı Şehriyâr’ı görmeye giderken unuttuğu bir şeyi almak üzere geri döndüğünde sarayda karısının ihanetine şahit olur ve onu derhal öldürür. Şehriyâr’ın yanındaki misafirliği sırasında kardeşinin ava gittiği bir gün yengesinin onu daha çirkin bir şekilde aldattığına şahit olur. İki kardeş deniz kenarında gezinirken omuzunda sandıkla bir ifritin denizden çıkması üzerine korkularından bir ağaca tırmanırlar. Ağacın altına gelen ifrit sandıktan bir kadın çıkardıktan sonra uyumaya başlar. İfritin karısı olan bu kadın iki kardeşi görür ve ifriti uyandırmak tehdidinde bulunarak onlarla cinsî ilişki kurarak ifrite ihanet eder. Bunun üzerine iki kardeş bütün kadınların sadakatsizliklerine kanaat getirir. Bu sebeple Sâsânî Hükümdarı Şehriyâr sarayına döner dönmez karısını öldürtür. O günden sonra da her gün bir genç kızla evlenir ve ertesi günü boynunu vurdurur. Üç yıl sonra şehirde evlenecek genç kız kalmaz. Padişaha kız bulmakla görevli olup güç durumda kalan vezirin de iki kızı vardır. Büyük kızı Şehrezâd (Şehrâzâd) kendini feda etmek pahasına da olsa kadınları bu belâdan kurtaracak bir plan hazırlayarak padişahla evlenmeyi kabul eder. Gerdeğe girmeden önce de kız kardeşi Dînârzâd (veya Dünyâzâd) ile görüşme izni alır. Dînârzâd, önceden kararlaştırıldığı üzere Şehrezâd’dan bir masal anlatmasını ister. Şehrezâd sabaha kadar devam eden masalı en heyecanlı yerinde keser. Padişah da masalın sonunu öğrenmek için idamı sonraya bırakır. Şehrezâd padişahı böylece 1001 gece oyalar. Sonunda hikâyelerin öğretici ve ibret verici etkisi kadar karısının zekâ ve becerikliliği karşısında duyduğu hayranlığın da tesiriyle padişah Şehrezâd’ı öldürmekten vazgeçer.

Külliyatta 264 masal bulunmaktadır. Külliyatın anlatım tekniği, çerçeve masalın içine giren diğer masalların uygun yerlerinde ikinci, üçüncü derecede çerçeveler meydana getirmeye de elverişlidir. Nitekim Şehrezâd’ın anlattığı masallardan herhangi birinin kahramanı bazan bir vesile bulup karşısındakine birbiri içinde devam edip giden masallar anlatır. Dilimizde de meşhur olmuş tâcir ve ifritler, hamal ve üç hanım, kambur, Alâeddin’in sihirli lambası, Ali Baba ile kırk harâmiler, gemici Sindbâd ve maceraları bunlardandır.

Devamını oku...

Hikâyeler - Hikâye Türleri

 

Hikâye

İslam Ansiklopedisi
Hüseyin Yazıcı

Yalın bir olayın çevresinde kişilerin ilişkilerini anlatma esasına dayanan edebî tür.

Sözlükte “anlatmak, nakletmek, aktarmak, tekrar etmek; benzemek, taklit etmek” anlamlarında masdar olan hikâye isim olarak da kullanılır. Türkçe’de son zamanlarda ortaya çıkan öykü kelimesi de Arapça’daki “taklit etmek” anlamının karşılığı olan öykünmekten türetilmiştir. Olağan üstü hadiselerin konu edildiği destan türüyle benzer yönleri bulunması sebebiyle hikâye en eski edebî türler arasında yer alır. Ancak geçmiş çağlarda gerek Doğu gerekse Batı kültüründe hikâye bağımsız bir edebî tür olarak görünmemekte, masal, fabl, menkıbe, kıssa, hatta fıkra ve latife gibi diğer türlerle karışmaktadır. Bundan dolayı Doğu dillerinde olduğu kadar Batı dillerinde de bu tür modern özelliklerini kazanıncaya kadar değişik adlarla anılmıştır (meselâ Fransızca’da “masal” anlamında conte, “anlatım” mânasında récit, “tarih” mânasında histoire kelimeleri aynı zamanda hikâye türü için de kullanılmıştır). Araştırmacılar, destan ve menkıbe gibi metinleri de ihtiyatlı bir yaklaşımla hikâye olarak kabul etmişler veya bu türlerin içindeki birtakım epizotların hikâye olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Hikâye türünün menşeinin halk hikâyesi olduğu, gerek klasik gerekse modern hikâyenin halk hikâyelerinin gelişmesinden doğduğu dikkate alınırsa başlangıçtaki bu tür karmaşıklığının tabii olduğu söylenebilir. Hatta atasözlerinin, halk şiirlerinin ve halk mûsikisinin sözlü parçalarının arkasında da birer hikâye bulunması gerektiği teorik olarak ifade edilmiştir.

Hikâye türünün Doğu ve Batı milletlerinde benzer bir gelişme süreci göstermesi dikkat çekicidir. Başlangıçta Yunan destanlarının, daha sonra Tevrat ve İncil’deki kıssaların Batı hikâyeciliğine kaynaklık etmesi gibi Doğu hikâye geleneğinde de Hint ve Câhiliye devri Arap hikâyelerinin, nihayet Kur’ân-ı Kerîm’deki kıssaların tesiri görülmektedir.

Devamını oku...

İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı

Bilinen en eski dönemlerden İslâmiyetin kabul edildiği X. yüzyıla kadar geçen zaman içinde oluşan sözlü ve yazılı eserlerin bulunduğu dönem edebiyatına İslâmiyet Öncesi Türk Edebiyatı diyoruz.

Türkler bilinen en eski dönemlerden beri, Asya kıtasının kuzeyinde Sibirya adı verilen bölgenin başlangıcı ile güneyinde Himalaya Dağlarının başladığı yere kadar genişleyen topraklarda yaşamışlardır. Bu sınırlar batıda Ural Dağlarına, doğuda ise Çin Seddine kadar dayanır. Türkler zaman zaman boyların birleşmesiyle büyük devletler kurmuşlardır. Göktürkler, Hunlar, Sakalar Vb. gibi.

Atalarımızın yaşadığı toprakların özelliklerine bir göz atarsak, onların yaşayış tarzları hakkında bir fikir edinmiş oluruz. Edebiyat da bu yaşayış tarzının bir sonucudur.

Eski Türklerin sosyal hayatı ile ilgili olarak elimizde bulunan bilgilere göre onlar atın, demirin ve törenin hâkim olduğu değişik bir kültür oluşturmuşlardır.

Bu kültür bazı kimselerin yanlış anladığı gibi göçebe bir yaşayış tarzı değildir. Çünkü bugün arkeolojik kazılar sonucu Türklerin yaşadıkları yüksek medeniyete sahip şehirler bulunmuştur.

Yazın yaylalara çıkarak hayvanlarını otlatan ve kış hazırlıkları yapan eski Türkler, kışın kışlak adı verilen evlerinde yaşarlardı. Tarım havzasında yapılan araştırmalarda ziraatle uğraştıkları, buğday ve dan ektikleri tespit edilmiştir.

Yaşadıkları hayat tarzının tabiî sonucu olarak kuvvetli, cesur, aktif olan Türkler bu özellikleri üzerinde toplayan kahraman tipine "alp" ismini vermişlerdir. Aile ve toplum hayatına önem verilmiş, güçlü bir sosyal yardımlaşma duygusu gelişmiştir.

Toplumda dayanışmayı ve kültürel canlılığı ise kam, baksı, ozan denilen din adamları veya kendilerine yarı dinî görevler yüklenmiş sanatçılar sağlardı.

Devamını oku...

Sözlü Edebiyat

 

Sözlü Edebiyat, Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdeki edebiyattır. Bu dönem edebiyatı sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa yayılarak varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde edebiyatımızı Şamanizm, Maniheizm, Budizm gibi dinler etkilemiştir.

İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, M.Ö. 4000'li 3000'li yıllardan başlayarak Türklerin İslamiyeti kabul ettiği XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. Bu uzun dönemin KökTürkler'e ait yazılı anıtların ortaya konduğu M.S. VI. yüzyıla kadar olan bölümü sözlü edebiyat dönemi olarak adlandırılır.

Türklerin edebiyatında da sözlü edebiyatın doğuşu dinsel temellere dayanır, dinsel törenlerde üretilmeye başlanmış, kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılmıştır.

Edebiyat türleri içinde ilk doğan tür olan şiir, sözlü edebiyatın anlatımında önemli bir rol oynar. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında da şiirin önemli bir yeri vardır.

Sözlü Edebi Ürünler:

1. Koşuk: Aşk, sevgi, ve tabiat güzelliklerini anlatan şiire Koşuk adı verilir. Bu tür daha sonra halk edebiyatında koşma adıyla anılmıştır.
2. Sav: Söyleyeni belli olmayan dönemin özlü sözleridir. Savlara bugün Atasözü veya deyim adı verilir.
3. Sagu: "Yuğ" adı verilen büyük bir yas töreni yapılırdı. Bu törenlerde ozanlar, sağıtcı adı verilen ağıtcılar güzel sözler söyleyerek dile getirdikleri şiirlerdir. Sagunun tamamı dokuz dörtlüktü.
4. Destan: Milletin tarihi kahramanlıklarını anlatan halk arasında ağızdan ağıza söylenerek gelen uzun nazım türüdür.

Türk Destanları hakkındaki şu makale de ilginizi çekebilir; tıklayınız

Bu döneme yönelik elimizdeki en eski kaynak Kaşgarlı Mahmut'un "Divan-ı Lügat-it Türk" adlı eseridir.

İlk Türk Şairleri

Kaşgarlı Mahmud'un Divânü Lûgati't Türk adlı eserinde ve Turfan kazılarında ele geçirilen metinlerde geçen isimler; Aprın Çor Tigin, Çuçu, Ki-ki, Kül Tarkan, Asıg Tutung, Pratyaya Şiri, Kalun Kayşı, Çisuya Tutung'dur.

Devamını oku...

f t g m